Her sabah gün ağarmadan kalk, trafik çek, işe git, harıl harıl çalış,
trafik çek eve gel; şansın varsa biraz zamanın kalıyorsa kendine vakit ayırmaya
çalış. Emekli olunca gideceğim buralardan cümlesini gün geçtikçe daha çok duyar
olduk. Hatta bu biraz daha değişti; “kendimi idame ettirecek kadar param olsun
bu şehri terk edeceğim, küçük bir yere yerleşeceğim bizimki yaşamak değil”
serzenişlerine dönüştü. Sonuç, bunu yapabilen (takdir ettiğim) küçük bir
azınlık dışında herkes aynı yerinde saymaya devam ediyor. İşin bence en kötü
kısmı, bu insanların tamamı kendi yapamadıklarını çocuklarının yapması için,
çocuklarının ilgi alanına ya da yeteneklerine hitap etmese bile zorla
yaptırmaya çalışmaları. Sonuç anne ve babaları gibi sevmedikleri şeylerle vakit
harcamak zorunda kalan, oyun oynamaya bile vakit bulamayan çocuklar.
Oldum olası çocuklarla vakit geçirmeyi sevmişimdir. Onların hayatlarında ne
hinlik var ne dedikodu var. Hayal gücüyle donatıldığı için "imkansız"
kelimesinin yer almadığı; saf, temiz kocaman mutlu bir dünya var. (Tabi bunu
yaşamasına fırsat veren aileleri varsa.) Size tavsiyem sadece bir gün
yakınınızdaki (çocuğunuz, yeğeniniz vs) bir çocuğu yanınıza alarak onu özgür
bırakın. O gün o ne isterse onu yapın, ama zorunluluktan değil onu anlamaya
çalışarak onun gibi yaşamaya çalışarak. Eve döndüğünüzde yorgunluktan
ölebilirsiniz ama tonlarca paralar ödeyip rahatlamaya çalıştığınız spa, masaj
seanslarından daha etkili bir yol olduğunu fark edeceksiniz. Bir çocuğu mutlu
etmenin verdiği zevkin yanında siz içinizdeki unuttuğunuz çocuğu da mutlu etmiş
olacaksınız ve bu sandığınızdan daha büyük bir rahatlamaya dünyaya yeniden
pembe gözlüklerle bakmanıza sebep olacak.
Küçük bir animasyon paylaşmak istedim aslında ama lafı fazla uzatmışım. Birazcık
vakit ayırıp izleyin derim. Çocuklara ne yaptığımızı, nasıl robotlaştığımızı güzel özetlemiş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder