Sıkıntılı geçen aylardan sonra, bir kitapta okuduğum küçük bir paragraf
dikkatimi çekti. Ünlü bir yazardan alıntıyla bir tren yolculuğu tasvir
edilmişti. Pek beğendim. Zihnimde pusuya yatmış bir fikir kendini gösterdi. Bir
tren bileti alacak ve doğu illerine yolculuk yapacaktım. Haydarpaşa’dan kalkan
treni hayal ettim. Lokomotifin sesi bir kulağımdan girip öbüründen çıktı. Dış
dünya bir film şeridi gibi lekeli camların arkasında akıp gidiyordu. Yaşadığım
şehirden geçici de olsa uzaklaşmak iyi gelecekti.
Gereken hazırlıkları yapmaya başladım.
Fakat İstanbul’dan doğuya giden tren yoktu. Hızlı tren için rayların
yenilendiğini öğrendim. Kafaya koymuştum bu iş olacaktı. Otobüsle Ankara’ya
gidecek oradan trene binecektim. Erzurum'a gidiş dönüş tren biletimi aldım.
Ankara’dan yola çıktık. Fakat işler düşündüğüm gibi
gitmemeye devam ediyordu. Sadece seyirlik bir gezi amacı içeren ve dış dünyanın
seyri ile geçeceğini hayal ettiğim tren camı, kalın demirden bir çerçeve
marifeti ile engelleniyordu. Midemde bir kasılma hissettim. Kondüktör elindeki
aletle biletime yıldız şeklinde bir delik açtıktan sonra başka bir koltuğa
geçtim. Zira yeteri kadar boş koltuk vardı. Biraz keyfim yerine geldi. Kirli
camın arkasını seyre daldım. Bir şehirden geçtik, tünelden, demir köprülerden,
ırmakları takip ettik, yolculardan bazılarının yüz ifadeleri, bazılarının ise
bizzat kendileri değişti. Karanlık olduğunda kitap okudum. Bir
şair vardı hiç beğenmedim, yazdığı şiirlerin çoğu sadece kendi anlam dünyasında
mana bulabilecek türden şiirlerdi. Can Yücel’in, Gitmek, şiiri geçti bir an
aklımdan. Kitabı kapattım camdan dışarı baktım tekrar. Uzaktaki şehirler
gökyüzündeki yıldızlar gibiydi. Uyumak istedim, koltuklar
yatmıyor. Ve sürekli koşturan çocuklar aman vermiyor. Vagonun içinde bir
curcuna . Bütün gayretime rağmen yolculuk, hayalimdeki yolculuk olmaktan çıktı.
İki koltuk önümde bir çift çoraplı ayak koltuk tepesine uzanmış bana bakıyor.
Yolculuğa daha fazla devam edemeyeceğime karar veriyorum. Sonraki şehirde
ineceğim. Sonraki şehre vardığımızda saat sabahın dördü, vazgeçiyorum. Bir
sonraki şehir Erzincan, sabırla bekliyorum. Yol bitmek bilmiyor. Uykusuzluktan
zihnim perişan halde. Ağzımda pas tadı. Gözlerimin içi yanıyor. Erzincan’da
kendimi dışarıya zor atıyorum. Saatlerce süren tren yolculuğu, uykusuzluk.Bu
halde bir yerleri gezmek aklımın ucundan bile geçmiyor. Otobüse atlayıp
İstanbul’a geri dönüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder