31 Ocak 2017 Salı

Sıkıntılı geçen aylardan sonra, bir kitapta okuduğum küçük bir paragraf dikkatimi çekti. Ünlü bir yazardan alıntıyla bir tren yolculuğu tasvir edilmişti. Pek beğendim. Zihnimde pusuya yatmış bir fikir kendini gösterdi. Bir tren bileti alacak ve doğu illerine yolculuk yapacaktım. Haydarpaşa’dan kalkan treni hayal ettim. Lokomotifin sesi bir kulağımdan girip öbüründen çıktı. Dış dünya bir film şeridi gibi lekeli camların arkasında akıp gidiyordu. Yaşadığım şehirden geçici de olsa uzaklaşmak iyi gelecekti.

     Gereken hazırlıkları yapmaya başladım. Fakat İstanbul’dan doğuya giden tren yoktu. Hızlı tren için rayların yenilendiğini öğrendim. Kafaya koymuştum bu iş olacaktı. Otobüsle Ankara’ya gidecek oradan trene binecektim. Erzurum'a gidiş dönüş tren biletimi aldım. Ankara’dan yola çıktık. Fakat işler  düşündüğüm gibi gitmemeye devam ediyordu. Sadece seyirlik bir gezi amacı içeren ve dış dünyanın seyri ile geçeceğini hayal ettiğim tren camı, kalın demirden bir çerçeve marifeti ile engelleniyordu. Midemde bir kasılma hissettim. Kondüktör elindeki aletle biletime yıldız şeklinde bir delik açtıktan sonra başka bir koltuğa geçtim. Zira yeteri kadar boş koltuk vardı. Biraz keyfim yerine geldi. Kirli camın arkasını seyre daldım. Bir şehirden geçtik, tünelden, demir köprülerden, ırmakları takip ettik, yolculardan bazılarının yüz ifadeleri, bazılarının ise bizzat kendileri değişti.  Karanlık olduğunda kitap okudum. Bir şair vardı hiç beğenmedim, yazdığı şiirlerin çoğu sadece kendi anlam dünyasında mana bulabilecek türden şiirlerdi. Can Yücel’in, Gitmek, şiiri geçti bir an aklımdan. Kitabı kapattım camdan dışarı baktım tekrar. Uzaktaki şehirler gökyüzündeki yıldızlar gibiydi. Uyumak  istedim, koltuklar yatmıyor. Ve sürekli koşturan çocuklar aman vermiyor. Vagonun içinde bir curcuna . Bütün gayretime rağmen yolculuk, hayalimdeki yolculuk olmaktan çıktı. İki koltuk önümde bir çift çoraplı ayak koltuk tepesine uzanmış bana bakıyor. Yolculuğa daha fazla devam edemeyeceğime karar veriyorum. Sonraki şehirde ineceğim. Sonraki şehre vardığımızda saat sabahın dördü, vazgeçiyorum. Bir sonraki şehir Erzincan, sabırla bekliyorum. Yol bitmek bilmiyor. Uykusuzluktan zihnim perişan halde. Ağzımda pas tadı. Gözlerimin içi yanıyor. Erzincan’da kendimi dışarıya zor atıyorum. Saatlerce süren tren yolculuğu, uykusuzluk.Bu halde bir yerleri gezmek aklımın ucundan bile geçmiyor. Otobüse atlayıp İstanbul’a geri dönüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder