Beyaz çuvalın içerisinde
aylarca sabırla beklemişti. Tıpkı büyük büyük büyük nenesi Ayşekadın gibi. Onun
da gayesi genlerini bir sonraki kuşağa aktarmaktı. İhtiyacı olan nemli,ılık
bir topraktı. Baharla birlikte topraktan fışkıracak, gerinerek kollarını güneşe
doğru uzatacak, serpilip büyüyecekti.
Ve işte bahar geldi. Fasulye
sabırsızdı, yeni bir Ayşekadın olmak zamanıydı. Annesi üç aylık ömründe bir
buçuk kilodan biraz fazla çocuk yapmıştı. Bazı kardeşleri taze fasulye iken
tüketilmişti. Bir fasulyenin en büyük korkusu taze tüketilmekti. Halbuki daha
güneşi görecek, kabuğunu gevretecek, kısa ömrünün tadını çıkaracaktı. Onu yiyecek
olan bünyede gaz yapmak, atalarının yıllar önce geliştirdiği bir savunma
mekanizmasıydı. Ellerinden gelen ancak bu olmuştu. İşin motive eden yönü;
sağlıklı bir fasulyenin bire yüz, hatta gübresi yerinde bir toprakta bire iki
yüz çocuk veriyor olmazıydı. Kendisini çocukları için yumuşacık toprağa
bırakacak ve onlar adına feda edecekti. Sonbahar geldiğinde soğuyan havayla
birlikte yapraklarını sarartacak. Ve fasulye olarak düşüp, yeşil ve gür bir
bitki olarak semaya uzandığı toprağa, kurumuş dal ve yaprak olarak geri
düşecekti. İnsanlar da böyle değiller miydi ? Onların da çocukları olduğunda
kendi hayatlarının önemi sadece çocuklarına ait değil miydi ?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder