21 Mart 2017 Salı

Ayşekadın'ın Mirası

                                                   
 Beyaz çuvalın içerisinde aylarca sabırla beklemişti. Tıpkı büyük büyük büyük nenesi Ayşekadın gibi. Onun da gayesi genlerini bir sonraki kuşağa aktarmaktı. İhtiyacı olan nemli,ılık bir topraktı. Baharla birlikte topraktan fışkıracak, gerinerek kollarını güneşe doğru uzatacak, serpilip büyüyecekti.

    Ve işte bahar geldi. Fasulye sabırsızdı, yeni bir Ayşekadın olmak zamanıydı. Annesi üç aylık ömründe bir buçuk kilodan biraz fazla çocuk yapmıştı. Bazı kardeşleri taze fasulye iken tüketilmişti. Bir fasulyenin en büyük korkusu taze tüketilmekti. Halbuki daha güneşi görecek, kabuğunu gevretecek, kısa ömrünün tadını çıkaracaktı. Onu yiyecek olan bünyede gaz yapmak, atalarının yıllar önce geliştirdiği bir savunma mekanizmasıydı. Ellerinden gelen ancak bu olmuştu. İşin motive eden yönü; sağlıklı bir fasulyenin bire yüz, hatta gübresi yerinde bir toprakta bire iki yüz çocuk veriyor olmazıydı. Kendisini çocukları için yumuşacık toprağa bırakacak ve onlar adına feda edecekti. Sonbahar geldiğinde soğuyan havayla birlikte yapraklarını sarartacak. Ve fasulye olarak düşüp, yeşil ve gür bir bitki olarak semaya uzandığı toprağa, kurumuş dal ve yaprak olarak geri düşecekti. İnsanlar da böyle değiller miydi ? Onların da çocukları olduğunda kendi hayatlarının önemi sadece çocuklarına ait değil miydi ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder