6 Haziran 2017 Salı

B. Manço : Bir Resmin Kalmış Bende... C. Karaca : Bak o zaman Resmime...

     

     Perşembe günü akşamıydı. İsmini hatırlayamadığım bir film izliyordum. Film ışığında aydınlanan salona adını bilmediğim o kız geldi. Yanımdaki sandalyeye oturdu. O geldiği anda beni etkileyen bir şey olmuştu ve bu kesinlikle filmle alakalı değildi. Sonra film arası verildi. Balkonda sigara içenler oldu. Ahşap kaplamalı zemini gıcırdayan, çiğnenmekten yıpranmış halılı odada karşılıklı oturduk. Kağıt bardaklarla çay içtik. Birkaç saçma mevzu açtım, hızlı hızlı konuştu, bir sınava girdiğinden bahsetti.  “Zabıtalık falan vardı, zabıta olacak değilim a” minvalinde bir şeyler söyledi. Zabıtalar kötü kişilerdi zaten. Hayır belki de iyi insanlardı fakat yapmak zorunda oldukları iş kötüydü. Bir keresinde bir filmde görmüştüm ekmek parası kazanmaya çalışan insanların tezgahlarını yıkıp geçtiler. Onu tezgah yıkan değil, yerlere saçılan sebzeyi toplayan zabıta olarak gördüm.” Sen insanlara böyle kötülükler yapmazsın bebeğim “, dedim içimden. Evet zabıta olmak sana göre değildi. Sen çiçekçi yahut tatlıcı olmalıydın. Bir an düşündüm de aslında  güzel olan işin kendisi değil, o işi senin yapacak olmandı. Konuşmaya devam ettin, kirpiklerin uzundu. Karadeniz’i anlatan kısa filmlerden bahsettin, Karadeniz yeşildir, ormanlıktır, kaşların siyahtı, gözlerin kahverengi, şaçların uzundu. Kıvırcık saçlı bir çocuk seslendi, film başlıyor! Az daha geç başlayamaz mıydı film yani. Oysa ne güzel konuşuyorduk. Film kaldığı yerden başladı ve bitti. Film hakkında konuşulacakken sen gitmeye karar verdin. Sana kalsa kalacaktın fakat birlikte geldiğin arkadaşın gitmek istedi. Kıvırcık saçlı çocuk ve arkadaşın hayatımda, dolaylı olarak beni en fazla öfkelendiren ve üzen iki insan oldular. Ben de kalkayım bari diye geçti bir an aklımdan. Sonra kendimi sakinleştirdim. Nasıl olsa yine gelecektin. Seni tanıyanlar vardı burada belli ki daha öncede gelmiştin.

    Gelmedin. Sonraki her film okumasına katıldım. Ama yok. Adını bile öğrenmeye fırsatım olmamıştı. Filmlerin bir ehemmiyeti yoktu gözümde. Sırf seni görmek umuduyla gittim. En gidilmeyecek zamanlarda bile gittim. Üç kişi ile film izledik. Açılan her kapının arkasından seni görmeyi umdum ama nafile. Umut etmek gerçekten garip bir şeydi. İç dünyamın senaryolarının baş rolünü sana vermiştim. Ve senin hiçbir şeyden haberin yoktu. Seni büyütüyordum. Seni mükemmelleştiriyordum. Her yere ve her şeye yakışıyordun. Eski zaman şairlerinin şiir yazdıkları sendin. Güzel sözlerin öznesi,  öykülerde, romanlarda, türkülerde,şarkılarda, adı verilmeyen sevgili sendin. Evet büyütüyordum bilmediğim bir şey değildi bu fakat hoşuma gidiyor, sana dair düşünmek beni mutlu ediyordu.

 Tam iki sene sonra bisiklet sürmek için toplanan insanlar arasında seni gördüm. İlk önce tanıyamadım, nasıl sonra fark ettim. Evet o sendin. Vallahi sendin. Nasılda heyecanlandım. Sesim titredi, saçmaladım. Tur boyunca bisikletimi sana yakın sürdüm. Olura rüzgar kokunu daha çok getirir, belki bir müşkülüne en yakınındaki olarak ben yardım ederdim. Onca insanın arasında sadece sen vardın. Yeni katılan birine göre ne de güzel bisiklet sürüyordun. Molalarda  hep yanına oturdum. Neye ihtiyarcın olurdu, neyimi seninle paylaşabilirdim hep bunlar geçti aklımdan. Köy kahvelerinde çay içtik. Ekini henüz büyümüş tarla kenarlarında oturduk. Kalabalıktık fakat sadece sen vardın. Her şeyinde bir tanıdıklık vardı. Sanki çantan daha önce bana ait bir şeymiş gibiydi. Bisikletin, sözlerin, benimle paylaştığın çikolatan. Tanıyıp bildiğim ve çok sevdiğim yerlere benzerlik vardı sende. Gitmek istediğim uzak bir şehir, bir ülke ve bambaşka bir gizemli dünya gibiydin…


Sonra bir şey olmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder