Perşembe günü akşamıydı. İsmini
hatırlayamadığım bir film izliyordum. Film ışığında aydınlanan salona adını
bilmediğim o kız geldi. Yanımdaki sandalyeye oturdu. O geldiği anda beni
etkileyen bir şey olmuştu ve bu kesinlikle filmle alakalı değildi. Sonra film
arası verildi. Balkonda sigara içenler oldu. Ahşap kaplamalı zemini gıcırdayan,
çiğnenmekten yıpranmış halılı odada karşılıklı oturduk. Kağıt bardaklarla çay
içtik. Birkaç saçma mevzu açtım, hızlı hızlı konuştu, bir sınava girdiğinden
bahsetti. “Zabıtalık falan vardı, zabıta
olacak değilim a” minvalinde bir şeyler söyledi. Zabıtalar kötü kişilerdi
zaten. Hayır belki de iyi insanlardı fakat yapmak zorunda oldukları iş kötüydü.
Bir keresinde bir filmde görmüştüm ekmek parası kazanmaya çalışan insanların
tezgahlarını yıkıp geçtiler. Onu tezgah yıkan değil, yerlere saçılan sebzeyi
toplayan zabıta olarak gördüm.” Sen insanlara böyle kötülükler yapmazsın bebeğim
“, dedim içimden. Evet zabıta olmak sana göre değildi. Sen çiçekçi yahut
tatlıcı olmalıydın. Bir an düşündüm de aslında
güzel olan işin kendisi değil, o işi senin yapacak olmandı. Konuşmaya
devam ettin, kirpiklerin uzundu. Karadeniz’i anlatan kısa filmlerden bahsettin,
Karadeniz yeşildir, ormanlıktır, kaşların siyahtı, gözlerin kahverengi,
şaçların uzundu. Kıvırcık saçlı bir çocuk seslendi, film başlıyor! Az daha geç
başlayamaz mıydı film yani. Oysa ne güzel konuşuyorduk. Film kaldığı yerden
başladı ve bitti. Film hakkında konuşulacakken sen gitmeye karar verdin. Sana
kalsa kalacaktın fakat birlikte geldiğin arkadaşın gitmek istedi. Kıvırcık
saçlı çocuk ve arkadaşın hayatımda, dolaylı olarak beni en fazla öfkelendiren
ve üzen iki insan oldular. Ben de kalkayım bari diye geçti bir an aklımdan.
Sonra kendimi sakinleştirdim. Nasıl olsa yine gelecektin. Seni tanıyanlar vardı
burada belli ki daha öncede gelmiştin.
Gelmedin. Sonraki her film okumasına katıldım.
Ama yok. Adını bile öğrenmeye fırsatım olmamıştı. Filmlerin bir ehemmiyeti
yoktu gözümde. Sırf seni görmek umuduyla gittim. En gidilmeyecek zamanlarda
bile gittim. Üç kişi ile film izledik. Açılan her kapının arkasından seni
görmeyi umdum ama nafile. Umut etmek gerçekten garip bir şeydi. İç dünyamın
senaryolarının baş rolünü sana vermiştim. Ve senin hiçbir şeyden haberin yoktu.
Seni büyütüyordum. Seni mükemmelleştiriyordum. Her yere ve her şeye yakışıyordun.
Eski zaman şairlerinin şiir yazdıkları sendin. Güzel sözlerin öznesi, öykülerde, romanlarda, türkülerde,şarkılarda,
adı verilmeyen sevgili sendin. Evet büyütüyordum bilmediğim bir şey değildi bu
fakat hoşuma gidiyor, sana dair düşünmek beni mutlu ediyordu.
Tam iki sene sonra bisiklet sürmek için
toplanan insanlar arasında seni gördüm. İlk önce tanıyamadım, nasıl sonra fark
ettim. Evet o sendin. Vallahi sendin. Nasılda heyecanlandım. Sesim titredi,
saçmaladım. Tur boyunca bisikletimi sana yakın sürdüm. Olura rüzgar kokunu daha
çok getirir, belki bir müşkülüne en yakınındaki olarak ben yardım ederdim. Onca
insanın arasında sadece sen vardın. Yeni katılan birine göre ne de güzel
bisiklet sürüyordun. Molalarda hep
yanına oturdum. Neye ihtiyarcın olurdu, neyimi seninle paylaşabilirdim hep
bunlar geçti aklımdan. Köy kahvelerinde çay içtik. Ekini henüz büyümüş tarla
kenarlarında oturduk. Kalabalıktık fakat sadece sen vardın. Her şeyinde bir
tanıdıklık vardı. Sanki çantan daha önce bana ait bir şeymiş gibiydi.
Bisikletin, sözlerin, benimle paylaştığın çikolatan. Tanıyıp bildiğim ve çok
sevdiğim yerlere benzerlik vardı sende. Gitmek istediğim uzak bir şehir, bir
ülke ve bambaşka bir gizemli dünya gibiydin…
Sonra bir şey olmadı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder